>"Hayat sana arka arkaya dikenlerini gösteriyorsa sakın üzülme, aksine sevin. Çünkü çok yakında gülü de gösterecektir.."

>
Bu ara bir hastayız bir iyiyiz bir şöyleyiz bir böyleyiz derken günler geçip gidiyor. Hayata karşı uzun bir hastalık molasından sonra toz pembe günler bizi bekliyormuş. Hz Mevlana’nın dediği gibi “Hayat sana arka arkaya dikenlerini gösteriyorsa sakın üzülme, aksine sevin. Çünkü çok yakında gülü de gösterecektir..”
İşte bizimkisi böyle bir durum oldu. 2 Hafta boyu Ethem ve Efdal’in sürekli inen çıkan ateşleri öksürükleri burun akıntıları sonunda çok şükür iyileştik. Helak olduk mu olduk… İki hafta boyu okula gitmeyen çocuklarımın zaten doğru düzgün olmayan uyku düzenlerinin de iyice çığrından çıktığını anlatmaya gerek yok sanırım. İşte bu çığrından çıkan uyku düzensizliğimizden ötürü okullarına öğretmenlerinden yardım istemeye gittik. Aramızdaki uzun bir görüşmeden sonra biz biraz rahatlamış öğretmenimiz kafasında sorunu biraz daha oturtmuş olarak eve döndük.
Ertesi gün okuldan gelen Ethem ve Efdal artık yataklarında tek başlarına kimse yanlarında olmadan uyuyacaklarını televizyondaki Uyku vakti işaretini de görür görmez yatacaklarını söylediler; yani duyda inanma bir durum bizim için… Ama duyduk ve acaba dedik denedik ve oldu.. İnanılır gibi değil. Bu çocuklar herşeyi kendi istedikleri zaman yapıyorlar sen kızmışsın delirmişsin artık bitmiş tükenmişsin çok önemli değil. Onların hayatının bir akışı var ve o hayat akışını n’kadar çabuk kabullenirse bir anne&baba o kadar iyi olabilir. Söylüyorum ama uyguluyormuyum bilinmez. Sonuçta onlar gibi bizim de bir hayat akışımız var di mi ama??? İşte 3 cümle ile kendinle çelişen anne nasıl olur burda da göstermiş oldum:)))
N’yse sonuç harika gülü gördük çok beğendik…

Bu arada aman n’harika benim kızım oğlum abla abi olmuş diye sevinirken Ethem’in yatmadan önce sürekli camlarda havalara baktığını farkettik ve sonra öğrendik ki öğretmeni “ben bütün çocuklarımı gece kuş olup izliyorum herkes yatağında uyuyor mu diye bakıyorum ” demiş. İşte o benim kocaman olmuş abi oğlum da yatmadan önce kuş olmuş öğretmenini arıyormuş!!!!!

Annemiz kendi kendine konuşuyor, N'rden başlasam nasıl anlatsam, Söylüyoruz içinde yayınlandı | 4 Yorum

>Yeni yıl mimi:))

>


Yeni yıl mimi olurda bu saatte cevaplanır mı????? Eğer 10 gündür hem çocuklarınız hem beyiniz hem kendiniz hasta olursanız olabilir sanırım:)))
Banuşum beni mimlemiş http://zuzularannesi.blogspot.com
Öpüyorum kendisini ve zuzuları o güzel yanaklarından:)))
Başlıyorum cevaplamaya;

Yeni yıla nasıl ve kimlerle girmek istiyorsun?

Yeni yıla girerken insan garip bir şekilde tüm sevdikleri yanında olsun istiyor. Belki de yeni yıla nasıl girersen öyle devam eder derler ya onun içindir. Ben de yeni yıl akşamı bundan mütevellit biraz evde biraz dışarıda e biraz da annem&babam ve teyzemlerleydim..

-Yeni yıldan beklentilerin nelerdir?
Huzur mutluluk ve stressiz bir sene…

-Yeni yıl sence ne demektir?
umut…

-Yeni yılda ne olursa mutlu olursun?
Hayallerim az buçuk gerçek olursa mutlu olurum elbet çok değil azı olsa o da yetecek:)

-Yeni yıla dair mesajın nedir?
Her şeyden önce sağlık sonra huzur sonra bunlar olunca kendiliğinden doğacak bir mutluluk diliyorum..

Mim gereği birilerini mimlemeliyim biliyorum ama zaten ben çok geç kaldığım için özel bir blog ismi yazmayacağım.. Bunu okuyan ve yeni yıla dair benim de bir çift sözüm var diyen herkes bu mimi kullanabilir…

N'rden başlasam nasıl anlatsam içinde yayınlandı | 1 Yorum

>Büyüyün artık be çocuğum!

>Ethem ile Efdal’e olan bağırma çağırmalarıma bakıyorum da bazıları inandırıcılıktan gerçekten çok uzak. Benim bile farkettiğim bu durumu çocukların anlamaması elbetteki imkanız ama n’yapayım yani??? Mesela Ethem perdenin&tülün arasına girip dönüyor dönüyor dönüyor kendini perde dürüm yapıyor tamam bir anne olarak “yapma oğlum korniş düşer” diyorum ama biliyorum ki ben de küçükken bunu çok yapardım ve çok severdim arada perdenin çıktığı da olmuştur elbet ama ortada deliricek bir durum aslen yok.. ya da aslına bakarsınız gerçekten de çok sinir olduğum birşeyi Efdal yapıyor elini musluğa dayayıp fıskiye şeklinde etrafı suluyor. Çok sinir bozucu bu duruma da elbette ikazda bulunuyorum bağırıyorum çağırıyorum ama kalbimin bir yanı diyor ki e sen de yapardın bunu hatta çok severdin hatta hatta lavaboyu yıkamak bahanesiyle saatlerce suyla oynardın o n’olacak??? Ya da şimdi Ethem de Efdal de eğer bir pipet bulmuşlarsa bardaktaki içeceği köpürtüp duruyorlar buna da ikaz da bulunmak şart tabii e tabii bulunuyorum da ama şimdi bu da beni maziye götürüyor forforfor bardağa üfleyişimi hatta o zamanlarki kağıttan renkli pipetleri hatırlayıp duruyorum. Sonra en sinir bozucu durumlardan biri de etrafta bulunan su birikintisine aleni bir şekilde gidip ayak basmaları. Bu durumda bir anne için affedilemez değil mi?? bağırmak şart tamam ona da bağırıyorum ama bu seferde aklıma annemin beni giydirip süsleyip okula gönderdiği zamanlarda bulduğum her su birikintisine şapadak şupadak basışım aklıma geliyor… Yani anlıyacağınız çok fena arada kalmışlık yaşıyorum. Bir annenin görevi çocuğa doğruyu yanlışı göstermekse ki öyle! evet ben uyarılarımı yapıyorum bazen sert bazen yumuşak.Uyarmazsam biliyorum ki çocuk onun yanlış olduğunu kavrayamayacak ama üzgünüm ki onlara çok kızamıyorum. Vicdanım sen de yaptın bunları ve bir yaştan sonra bunların yapılmayacağını zaten anladın çok kızma boşver o perde dürüm içindeki gözlerdeki ışıltı kalsın yerini yaşlı gözlere bırakmasın diyorum. Hal böyle olunca gene kendimden fedakarlıklarda bulunuyorum tabii… Kirlenmiş kıyafetleri ben yıkıyorum , sulanan banyoyu ben temizliyorum fışkıran içecekten çıkan suları ben siliyorum kopan perdeleri ben dikiyorum diyemiyeceğim onu ananemiz yapıyor:)) yani yorulan yine ben oluyorum. Sanırım bir süre daha beni idare edecek enerjiye sahibim. Bu konuda Allahtan dileğim bu enerjim bitene kadar çocuklarımında az biraz büyümüş olmaları:)))

Annemiz bizi şikayet ediyor, Annemiz kendi kendine konuşuyor, N'rden başlasam nasıl anlatsam içinde yayınlandı | 5 Yorum

>Hoşgeldin yeni yıl ruhu gözlerim yollarda kalmıştı….

>
İnsanlar haftalardır aylardır yeni yıl ruhuna girmişken ben bütün zorlamalarıma karşı bir türlü içimde bir kıpırtı hissedememiştim ta ki dün gece vaktine kadar… Dedim Belgin n’oldu da bir anda başına bir şey düşmüş gibi gecenin bir vakti uyumak yerine yeni yılda şunu bunu yapsam iyi olur bunları artık hayatımdan çıkarsam iyi ederim vs. diye kendinle muhasebeye koyuldun…??? hatta hatta abartıp gece vakti kalkıp eşyaların yerlerini değiştirmeye kalktın sonra ayıldın tabii n’yse… Bu zamansız yeni yıl ruhu sebebini anladım.. son 20 dk’sını izleyebildiğim “Öyle bir geçer zaman ki”…. Bu dizi kati suretle aman Yaprak Dökümü ‘de bitiyor bizim insanımız hun olmuş aile dramı görmeden yaşayamaz acil beterini yapmalıyız diye yapılmış bir dizi bencesi bu tabiii… Zaman bulabilirsem ben de seyrediyorum hem de salya sümük ağlayarak Allliiii Kaptana içimden küfrederek…. Biz insanlar kendimizden beterini gördükçe Ohh Yarabbim çok şükür diyoruz yani bu bizde şükretme duygumuzu tetikliyor bu iyimser bakış! ya da biz insanlar topluca sadisttiz başkalarının mutsuzluğundan mutlu oluyoruz bu da kötümser bakış! Kötümser bakıştaki gibi insanların da olduğu kesin… Bir yazı okumuştum insanların beyni mutsuzluğa programlıymış şöyle ki herşey sıradan giderken bile kendisini üzmek adına hiçbirşey bulamasa geçmişteki kötü olayları hatırlatır bizi üzermiş.. Doğru mu bilemiyorum ama düşününce çok da olmadık birşey değil bazen hiçbir sebep yokken ağlamalarıma depresyona düşmeme sebep bu olabilir her n’kadar ben bu durumu hormonlarıma bağlasam da hormonları da çalıştıran bir beyin var sonuçta. Etrafta laylaylom hayat da n’kadar süper kuşlar böcekler n’harika diye dolanmak varken niye bizi mutsuz etmek için uğraşıyormuş bu beyin onu da bilemiyorum da; asıl bunu araştırmaları gerek n’yse laftan lafa geçer oldum. “Öyle bir geçer zaman ki”‘yi eğer şundan birkaç sene önce izlesem yok artık bu kadar da abartıyı izleyemem derdim (ama izlemeye devam ederdim:))) ama çok yakınımda başından buna benzer birçok şey geçmiş öyle biri var ki demek ki olabiliyormuş diyorum artık… Öyle bir adam düşünün ki 3-5 yaşlarındaki çocuklarının akşam o evdeyken yemek yemelerine izin vermiyor anne gizli gizli yorgan altında besliyor çocuklarını ya da öyle biri düşünün ki daha 6-7 yaşlarındaki oğlu düşüp kolunu kırdığında sen n’kadar dikkatsiz bir çocuksun diye hastanelik ediyor hem annesini hem oğlunu ya da öyle bir adam düşünün ki karısının çocuklarını alıp kaçıcağını anlayıp arabanın frenlerini bozuyor ve aylarca hastanede yatacakları kadar kötü bir kaza geçirmelerine sebep oluyor ve bundan rahatsız olmuyor! sonra öyle bir adam düşünün ki bu sefer de tüm bunlara karşı göç ettikleri ülkemizde ben burda yaşayamam deyip bir tane tanıdıkları olmayan ülkede işi gücü evi barkı bir kuruş parası olmayan karısını ve çocuklarını bırakıp gemilere çalışmaya gidiyor ve yıllarca n’arıyor n’soruyor… Demek ki varmış böyleleri de diyebiliyorum artık hayata karşı..
Sonra tabii her bu diziyi seyredişim de aklıma geliyor tüm anlatılanlar daha bir inanarak izliyorum diziyi ve tabii daha bir çok ağlayarak işte tüm bunlar kendimle yıl muhasebesi yapmama sebep oldu oldu da iyi mi oldu evet oldu… Şükretmem gereken çok şey olduğunu zaten biliyorum ama planlamam gereken de çok şey olduğunu bu konuda iyi olsam da gene de eksik olduğumu kendimle konuştum durdum. Umarım hayallerimiz planlarımız gerçek olur şükürlerimiz çoğalır bu yıl… Hepimize sağlıklı huzurlu bol neşeli mutlu yıllar..

Annemiz kendi kendine konuşuyor, N'rden başlasam nasıl anlatsam içinde yayınlandı | 2 Yorum

>Kadınların en güzel yaşı 30 ‘ la 40 arasındaki 25 senedir

>
Aklıma takılan bir mevzuyu paylaşmak istiyorum. Geçenlerde faceboookta şu sözü gördüm çok hoşuma gitti. “Kadınların en güzel yaşı 30 ‘ la 40 arasındaki 25 senedir” Evet evet dedim çoook doğru.. Sonra etrafımda 40 ına gelmiş insanlara baktım hepsinde bir moral bozukluğu bir çöküntü hayat kaçıyor hemen birşeyler yapmalı çok kazanmalı spor yapmalı rejimsiz yaşamamalı durumları… Sonra geçiyorum şu ara tv’lerde bangır bangır dönen bir reklam “1 ay 3 hafta olsun” Durdum düşündüm.. Bilimsel olarak n’den çocukken zamanın uzun büyüdükçe kısa olduğu şu şekilde açıklanıyormuş. Çocuklar zaman kavramını bizim koyduğumuz bu belli kalıpları uzunca bir süre hatta 6 yaşına kadar diyeyim bilemezlermiş. Tamam belirli rituellerden az buçuk anlarlarmış ama bizde ki saat kavramını bilemezlermiş. Demek ki annelerin “hadi çocuğum geç kalıyoruz bak saat kaç oldu amaaaaa!!!” dediğin de çocuğun suratımıza bönbön bakıp arkasını dönüp topukları kıçına vururcasına kaçması bu yüzdenmiş n’yse.. Bir de çocuklar küçük yaşlarda soyut somut kavramını ayıramadıklarından herşey onlara somut gelirmiş.. zamanda soyut bir kavram olduğuna göre zamanın onlar için yavaş akması normal… büyüdükçe insan beyni herşeyi malesef ki algılar ve kendini bu çarkın içinde bulurmuş… Demek ki herşey biz bu büyük insanların elinde o zaman ben diyorum ki varsın çocuklar anlamazken zaman onlara uzun uzun akıp torpil geçerken biz daha onlar farketmeden şu yaş kavramını bir değiştirsek… Tamam çocukken 12 ay 1 yaş olsun ama en azından şu 25 hadi bilemedin 30 dan sonra 30 ayda 1 yaş alsak mesela yanii şimdiki zaman kavramıyla aynı yukarıdakisöz misali 25 yılda 10 yaş alsak… Şimdiki 55 yaş 40 yaş olsa.. ohhh unumuzu eleyip eleğimizi asarız.. 40 yaşında olduğumuzda herşeyimiz tastamam olmuş olur.. üstümüze bir olgunluk çöker bir anda 40 yaşında:)) hem 40 yaş sendorumu diye bir şey kalmaz yada bunu 25 yıl daha geciktirmiş oluruz… Olmaz mı yani hııı sorarım size olamaz mı yani????

Annemiz kendi kendine konuşuyor, N'rden başlasam nasıl anlatsam içinde yayınlandı | 3 Yorum

>Kusura bakmasınlar ama taktım kafaya…

>

Öncelikle söylemeliyim ki benimkiler yazdan beri Caıllou ile çok ilgilenmiyorlar ama gördüklerinde de hala büyülenmiş gibi izliyorlar.. İzlesinler efendim sorun yok Caıllou Arthur gibi değil hem kardeşiyle iyi anlaşıyor hem arkadaşlarıyla iyi anlaşıyor hem laf&söz dinliyor vs. Maşallah çocuk adeta bir melek…
Benim kafaya takmışlığım Caıllou’ya değil annesine ve babasına.. Kardeşim en az 100 bölüm Caıllou’yu ezbere biliyorum ben bu adamın işe gittiğini en fazla 2 -3 bölümde gördüm. Adam her daim evde yok çit boyuyor yok çamaşır makinası tamir ediyor çocuklarla kakarakikiri sormazlar mı hemşerim bu değirmenin suyu n’reden geliyor.. Varsa böyle bir iş ben hemen talibiyim.. Sonra bu anne şahıs da güya çalışıyor çünkü 1-2 bölümde onun da işyerine gidildi.. E nasıl bir iştir bu gene??? yok yani Kanada ‘da insanlar böyle yaşıyorlarsa ben hemen başvurularda bulunmak istiyorum…

Sonra bir de şu mevzuya takmış bulunmaktayım.. Caıllou yavrucak hep tşört giyerken babası annesi hep kazaklı… Olur mu hiç öyle şey??? nasıl bir çelişki bu??? Caıllou yazık yavrum benim şort-tşört geziyor babasında kazaklar pantalonlar.. Hiç mi düşünmüyorlar bu çocuğun kıçı-başı üşür hasta olur yazık buna diye.. bu nasıl bir sorumsuzluk???
Yani bunları düşünmekten çizgi filmi seyredemiyorum. Her gördüğüm de “hah sorumsuz adam yine kendi giymiş kazağı pantalonu Caıllou zibidi gibi” diyorum…
Diyorum Allah diyorum yaniii…

Annemiz kendi kendine konuşuyor içinde yayınlandı | 4 Yorum

>Seçim sonuçlarımız:))

>Ben çocuklarıma şu soruyu aman şimdiden yönlendirme olmasın, kendilerini önce bir tanısınlar diye henüz yöneltmedim “büyüyünce n’olacaksın???” Haa şimdi yalan olmasın çok küçükken bir kere sormuştum ama bakmıştım ki bi haberler durumdan geçiştirmiştim.
Geçen gün arabayla yolda giderken Ethem “anne bazı evler kare, bazı evler diktörgen bazıları kahverengi bazıları yeşil n’ilginç değil mi? ” dedi. Biz de onaylar şekilde evet çok ilginç belki sen de büyünce deden gibi inşaat mühendisi olup böyle değişik evler yaparsın dedik. Cevap çok net olarak “hayır ben araba mühendisi olucam” dedi. Ehhh iyi o zaman dedik. Bu arada araba mühendisliği olarak değil elbette ama otomotiv mühendisliği ülkemizde yeni açılan bir bölümmüş. Bilgi için bir göz atmanızı tavsiye ederim.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Otomotiv_m%C3%BChendisli%C4%9Fi

Bizim gibi ihracat kolunun en çok otomotiv sektöründe olduğu bir ülkede bence çok da iyi olmuş. Geç olmuş ama sonunda olmuş:)))
Bu arada tabii ki söze bir de Efdal karıştı. “Anne ben n’olayım büyünce?” Hımmm madem sordun Doktor ol bariiii…. Benim Efdal için doktor ol bari demem tamamen bencillik ürünü söylenmiş bir şey. Hani ben iğneden şundan bundan çok korkuyorum ya belki yaşlanınca kızım yaparsa tahlillerimi korkmam düşüncesiyle… Aslında mimar da olabilir olmadı ünlü bir müzisyen ya da balerin ya da……diye ben rüyalar alemine dalmışken
“hayır ben doktor olmayacağım prenses olacağım Barbie olacağım” dedi…

Aaaa n’güzel n’güzel ailemizden prenses de çıkmadı tühh tühh tühhh diye yakınmayız…
Barbie bebekle oynamayı bile sevmeyen kızım çizgi filmlerini bile doğru düzgün seyredip de bitirememiş sıkılmış olan benim kızım niye bunu seçti acaba diye düşünürken geçen gün Barbie de izlediği sihir sahnesinden çok etkilendiğini hatırladım hatta hayıflandı mızlandı olmadı ağladı ben de böyle uçmak kaçmak istiyorum böyle sulardan şekiller yapmak istiyorum diye. Muhtemelen Barbie olmayı sihir yapmak sanıyor. Kızım Barbie olmak sihir yapmak değildir Büyücüler o işi yapar desem hiç olmayacak… En iyisi Kızım Barbie oğlum mühendis olsun.. Şimdilik seçimler bunlar:))

N'rden başlasam nasıl anlatsam, Söylüyoruz içinde yayınlandı | 2 Yorum